“Bir kere sevginizi
belli ettiniz mi dünyadaki diğer tüm insanlar sizden daha fazla değer kazanır
onun gözünde…” /C. Bukowski
Bukowski bir kez daha haklıydı. Üstelik bir kere değil,
sayısızca ele verilmişti duygular. Bir insan hep mi koşar, eylemi gerçek
ve yan anlamlarıyla sürekli mi çekimler, eylemin değişmez öznesi olur?Kabak gibi
ortadaydım. Samimiyet işe yarar sananlardandım. Ve o gece, 2016’ya dakikalar
kala yine koşuyordum. Hava İzmir’de hiç olmadığı kadar soğuktu. Fırtına vardı, ayağım
akılsızlığımdan sekiyordu, yorulmuştum. Belki de son parkurum olduğu için bu
kadar hırsla koşmuşum, bilemezdim.
Büyük bir kanun vardı. Kaçan kovalanır. Keşke bu mit her
zaman geçerli olmasaydı. Sevginin gücü küçümsenmeseydi, inanç ayrılıklara yenilmeseydi.
Ben o gece son kez koştum. Ve oraya vardığımda yeni yıla 15 dakika kalmıştı. Yollar
ve insanlar telaşımı okudu yüzümden, heyecanım bulaştı her yere. Yüzde 1
ihtimal hiçbir zaman bu kadar umut aşılamadı yeryüzündeki herhangi birine. O ihtimalin peşindeydim. Az sonra inanmak istemediğim şeyler gerçeklik olarak yüzüme abanacaktı. ‘İletişimsizlik
mümkün değildir.’ demişti fakültemizin amfisindeki ilk dersimizde Mustafa
hocamız. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi buna bağlıydı. O gün o saatte iletişim
kuramamanın çaresizliğini yaşıyordum. Özgüvenim, samimiyetim, güzel giyimlerim ve sözcüklerim boğazıma düğümlendi. Muhatabına ne o an ne de
öncesinde açılamadı, konuşamadı. Anlayamamıştım. Bir insan aynada gördüğüne bu kadar mı yenilebilirdi?
Cebimden bir sigara çıkarıp Dario Moreno Sokağı’na, aşkın
sokağına kırgın kırgın bakıyordum. Dario beni görseydi mücadelemden etkilenir
miydi bilmiyorum ama o gece sokağını gizli gizli ıslatan bendim. Behçet
Aysan’ın dizelerini andım, “Saçılmış bir nar
gibi(ydim)yim.” Hep koşmanın, sonucu değiştirememenin çaresizliği ağırdı.
Ne varsa yaşanmış her birini görüyor, taa geçmişe uzanıyor, hatayı kendimde
arıyordum. Yine de bir yere kadar suçlu olabilirdim. İyi niyetlerimin
gerçeklerle yüzleşmesi zaman alıyordu. Gerçekler acı olanlardı ve onları yüreklilikle
dile getirmeyi başarabilenlerin sayısı çok azdı.
O gece onu yakalayamamış olsam da koşmamın evrensel bir
anlamı vardı. Yeni yıla 15 kalmıştı ve ben tüm şehre tepeden bakan bir
yerdeydim. İnsanlar vardı, şöleni izlemek için oradaydılar. Aralarına fazla karışmadan kendime şehri gören bir yer buldum. Bir sigara
daha yaktım. Ve ben de geri sayıma başladım. 2015’in bana etkileri, sınırlarımı
aşarak sevmemin boşunalığı, normale dönme isteğim, unutmak… Her şey üst üsteydi.
En altta ben vardım. Üstelik bilerek en alta sıkıştırılmıştım.
Saat 00:00 olduğunda şehrin dört bir yanından atılan havai
fişekler kalbime ve zihnime atılan anlamlı birer işaret fişeği gibiydiler. İnsanlar yeni yılın coşkusunu sevdikleriyle
doyasıya yaşarlarken, bense düş kırıklıklarımın ağırlığı altında kafamı
kaldırmaya çabalıyordum. Bir süre fişeklerin bana fısıltılarını dinledim. Sonra
herkesten önce bindim asansöre, aşağıya indim. Ne yapacaktım şimdi?
Yollar gerçekten de birdenbire boşalmış, tam da ortada kalmıştım. İki yol vardı; bir ona çıkabilme ihtimalli bilinmeyen yollar, bir evimin yolu. Bir süre iki tarafa da yol aldım. Yazacak, söyleyecek kelime kalmamıştı. Başka bir iletişim biçimi geliştirmek istedim o an. Hava soğuk, fırtına var. Ev yönüne uzun bir yol kat ettim. Ne varsa geçmişten bugüne, acısı-tatlısı, her şeyi ama her şeyi masaya yatırdım zihnimde. İç sesim avazı çıktığı kadar bağırıyordu bana. Zaman zaman ben de sesimi yükselttim, kavga ettim benliğimle. Sonunda kabul ettirdim kendime. Artık görebiliyordum birilerinin kimsesizi olabildiğimi. Hüzünle karışık sevindim buna. Şunu şunu yapmayacaksın dedim. Usta şairin dizeleri geldi aklıma;
“Ey benim iyimser
hallerim, çabuk aldanışlarım…Değmeyeceklere kafama takışlarım, yoktan yere akıp
giden gözyaşlarım, hepinize elveda…Artık ben kimsenin, hiç kimsesi olmayacağım.”
Şiir Nazım’ın, bilmesem ne ara yazdım bu dizeleri diyecektim. Ve ben artık sözün bittiği yerdeydim. Bir sigara daha
yakarak bütün yaşanmışlıkları sigaraya yükledim. Bu yüzleşme ölüm gibiydi.
Sonunda sigara sönecek ve her şey bitecekti. Öyle oldu.
