16 Temmuz 2016 Cumartesi

Bir "darbe" geldi başımıza

15 Temmuz 2016.

Son olarak 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ardından gelen kuşağın herhalde unutamayacağı tarih. Sosyal medya ve televizyonlar aracılığıyla ilk kez bir darbe girişimini evlerden an ve an canlı takip ettiğimiz kara gün.

İlk olarak İstanbul'da köprülere ve bazı stratejik noktalara konuşlandırılan tanklar ve askerler, olayı anlama çabamız, merakımız, "acaba!" diye aklımızdan geçirdiğimiz "yoksa darbe mi" soruları. Tarihi görüntüler, tarihi anlar, şehirlere yağan bombalar, büyük acılar ve travmalar. Sonuç olarak 15 Temmuz ve 16 Temmuz tarihi bizim kuşağın düşük profilli 12 Eylül'ü sanırım.

Yaşananları sabah saatlerine kadar detay kaçırmaksızın takip etmeye çalıştım. İstanbul'un köprülerinde mahsur kalan arkadaşlarım, sağlıklı bir haber duyabilmek, olan biteni anlayabilmek için arayan dostlarım... Herkes gibi biz de olan biteni çözmeye çalışıyoruz tabi. Basılan televizyonlar, darbe metninin okunması, skype ile halka açıklama yapan devlet yetkilileri... Zaman zaman telaşlarını, korkularını yüzlerinden çok rahat okumak mümkün. Onlar da bilmiyor gibiler! Senaryo diyenler, büyük oyunu görenler, gitsin de nasıl giderse gitsin diye içten içe darbeye saf tutanlar.

Meclis vuruluyor yahu! İnsanlar jetlerin ağır silahlarıyla paramparça oluyor. Yüzlerce ölü var. Felaket bir şey bu! Ama öyle kanıksamış durumdayız ki... Sanırım sıradan bir Ortadoğu ülkesini bile geride bıraktık. Köprüde vahşice katledilen 20 yaşındaki asker kameralara yansıyor. Tek suçları bedelli askerlikten yararlanamamak olsa gerek! Ardından köprüde halkını tarayan asker görüntüleri! Katleden canileri tanıyorum diyorsun, Suriye'den tanıyorum, Işid'lilere benziyor diyorsun. Fakat burası İstanbul! Biz ne ara böyle yamyam bir millet haline geldik?

Acayip bir gece.

Aktörü olmadığımız bir oyunda bir kez daha kaybetmeye mahkum bir nesiliz. Ne kadar apolitize olmuş kitle varsa, onları bile bu akıl tutulmalarıyla dolu sığ siyasi gerilimin içerisine çekmeye başaran bir dönemdeyiz. Kaçamıyorsun... Bir türlü kendini kurtaramıyorsun. Ölümün soğuk yüzünü de hissediyorsun taraf olmak baskısını da. Zaten her şeyin kötü gittiği bir dönemde belki de "bertaraf" olmamak için bir tarafa saf tutmayı zorunlu görüyorsun. Sonunda kahraman da ilan edilebilirsin, vatan haini de.

Bir de diğer tarafta yaşanan büyük toplumsal travmaya rağmen sanki İstiklal Mücadelesini kazanmış gibi bir gururla bir araya gelenler, bu kalabalığa siyasi şovunu sergileyenler var... Hangi birine şaşıracağını bilemiyorsun ki. Bunun da fazla üzerinde duramıyorsun ama miden tutuluyor biraz daha.

Darbelerin her türlüsü kötüdür.
Hepimize geçmiş olsun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder